fbpx
2022 Bahar Dönemi – Proje Sergisi

Atölye X [tasarımda bir gelecek tahayyülü]

Programın omurgasını oluşturan Araştırma Tabanlı Tasarım Stüdyosu, geleneksel mimari stüdyo pratiklerinin sınırlarını aşarak, güncel kentsel sorunlara disiplinler arası bakış açısıyla yaklaşıyor.

2022 Bahar Dönemi’nde “Araştırma Tabanlı Tasarım Stüdyosu”nda, katılımcılarımız bireysel ilgi alanı ve deneyimleri doğrultusunda belirledikleri proje ve araştırmaları, Arman Akdoğan ve Ömer Devrim Aksoyak yürütücülüğünde geliştirecek.

Stüdyo yürütücüleri Arman Akdoğan ve Ömer Devrim Aksoyak, 2022 Bahar Döneminin ana temasını “Atölye X [tasarımda bir gelecek tahayyülü]” olarak tanımlıyor.

Dönem boyunca, stüdyo kapsamında yapılan çalışmaları destekleyecek tarihsel-kuramsal, ayrıca teknik yönteme ilişkin seminer dizileri, disiplinler arası nitelikte tartışma ve buluşma ortamı sağlayan Cumartesi Aurası konferansları, kolektif düşünme ve üretime yönelik çalışmalar gerçekleştirildi.

Atölye X [tasarımda bir gelecek tahayyülü]

Kent ve mekân sürekli değişen yapıda anlam ve biçimlerden oluşur. Bu sürekli değişimin bilinmesine rağmen son yirmi yılın hızlı teknolojik ve sosyal değişiklikleri, mekân tasarımı için karmaşık ilişkilerin ortaya çıkmasını sebep olmuştur. Modernist dönemin güçlü dilini oluşturan yapısalcı yaklaşımların ardından, özellikle 1990’lar, kısmen tarihin reddi ve kitlesel, teknoloji güdümlü değişimin hayatımızda hızlı bir şekilde etki etmesi ile karakterize edildi; pek çok farklı bağlam içerisinde tanımlanabilen bu süreç halen tartışma konusudur.

Bilgisayara dayalı teknolojiler ve 2 boyutlu grafik anlatım teknolojilerinin geldiği noktanın ardından ev ortamında dâhi 3 boyutlu anlatım ve deneylere imkân tanıyan teknolojilerin yaygınlaşması, tasarım ortamını kısa sürede 1990’lardakinden çok farklı bir hale getirdi. Bu ileri(?) teknolojilerin yaratıcı kullanımı konusunda formal veya informal eğitim almış ancak aynı zamanda 1980’lerin ve 90’ların teorik tartışmalarının da etkisini taşıyan yeni nesil tasarımcılar ve uygulayıcılar tasarımda alanında söz sahibi olmuşlardır. Dijital teknolojinin ve internet ortamının sağladığı dijital sınırsızlık ve bilgi alışverişinin hızı, kendi kapsamında zaten uluslararası olan bir disiplini tamamen küresel hale getirmiştir. Mekânın insan ile olan ilişkisinin tanımlı hale getirilmesi ile hafıza, yer, siyaset ve tasarımın adeta bir reaksiyon halinde birbirlerini etkileme durumları sıkça tartışılır olmuştur. Zamanın ve mekânın küresel ölçekte bir tüketim nesnesi haline gelmesi, geçmiş dönemlere göre oldukça hız kazanan kentleşme, ekonomik istikrarsızlık ve çevresel krizle ilgili artan farkındalığın yol açtığı sorular, tasarım metodolojilerinin ve disiplinler arası çalışma potansiyelinin yeniden düşünülmesini gerektirmektedir.

1960’ların ve 70’lerin ütopik ve spekülatif projeleri, sadece mimarlık tarihi perspektifinden değil, değişimin frekansının yakalayabilmek için geleceğe dair öngörüde bulunmakla ilgilenen tüm tasarımcılar tarafından yeniden dikkatle incelenmektedir. Kentsel, mimari veya endüstriyel ürün ölçeğindeki tasarımda, güncel durumun ve sürekli değişimin farkında olan, daha basit düşünmeye çalışan, aktivist tasarım kültürünü yaşayan bir nesil işi ele almış durumdadır. Günlük hayatımızdaki ufak bir eylemin veya büyük bir enerji şirketinin yaptığı yatırımların çevreye etkisini düşünen, her bir bireyin ortaya konan tasarımdan nasıl faydalanabileceğini düşünmeye çalışan bu yeni neslin tahayyül edeceği gelecek de yeni bir araştırma konusu olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu soruya yanıt verebilmek için, yakın geçmişe kısa bir bakış atarak; 1950’den itibaren gelecekteki mekânsal ortama dair söz veya grafik ile yorum yapmış olan kişilerin hayatlarını, gelecek öngörüsü olarak üretmiş oldukları ürünler ile birlikte araştırıp, doğdukları zaman ve yer (zamanın ve yerin karakterlerine olan etkisini anlayabilmek için), içinde büyüdükleri aile ortamı (kültürün kişi üzerindeki etkisini anlayabilmek için), okudukları okullar (eğitimin kişi üzerindeki etkisini anlayabilmek için), beraber çalıştıkları kişiler (kolektif üretimin tasarım üzerindeki etkisini anlayabilmek için) ve ortaya koymuş oldukları bakış açısının teorik anlatımı inceleyip yorumlamanız beklenmektedir.

Atölye X sürecinde; geçmiş dönemden günümüze, daha sonra da geleceğe doğru mekânın biçimsel ve algısal değişimini anlayıp, sizlerin tasarım alanında söz sahibi olmanızın beklenebileceği 2050 yılında ilginizi çeken tasarım ile ilgili sorunlar/sorular nasıl yanıtlanacak ve nasıl (hangi biçimde) bir mekânsal üretim söz konusu olabileceğine dair İstanbul’a yönelik öngörülerde bulunmanız beklenecektir.

STÜDYO YÜRÜTÜCÜLERİ

ARMAN AKDOĞAN

Arman Akdoğan, 2007 yılında IND’i (Inter.National.Design) kurdu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde mimarlık okuyan Akdoğan, 2002 yılında Rotterdam’daki Berlage Enstitüsü’nde yüksek lisansını “Göçün Kentlerdeki Ticari Faaliyetler Üzerindeki Etkisi” konulu tez projesiyle tamamladı.

Mezuniyetinden sonra Rotterdam şehrindeki West8 ve OMA ofislerinde üç yıl boyunca çalıştı. 2005 Rotterdam Uluslararası Mimarlık Bianeli Mare Nostrum bölümünde Türkiye Pavyonu için davetli küratör olarak yer aldı.

2007 yılında “Ceuta 187 Sosyal Konut Projesi” ile başlayan yarışma sürecinde ulusal ve uluslararası birçok ödül kazandı. Ve bu ivmeyle IND 2007 yılında kuruldu. 2014 yılında IND ekibiyle, 2020 yılında yapımı tamamlanan “Çanakkale Anten Kulesi Uluslararası Mimari Proje Yarışması”nı kazandı.

Bart Lootsma tarafından düzenlenen, Bruno Taut’un mimari işlerini ele alan “Araştırma için Araştırma” (Research for Research) kitabının eş yazarıdır.

Şubat 2020’de ilk olarak Taksim Meydanı’nda kurulan ve kamusal alan kullanımında ilgi uyandıran, sergi ve performans pavilyonu “Kavuşma Durağı”nın tasarımcısıdır.

ÖMER DEVRİM AKSOYAK

2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Mimarlık Bölümü’nden mezun olan Ömer Devrim Aksoyak, lisans eğitimi boyunca mimarlık ve kentsel tasarım ölçeğinde birçok ulusal ve uluslararası projelerde ve atölyelerde yer almıştır. Aynı zamanda, kentsel tasarım ve planlama ölçeğinde yayınlar, sergiler ve kitap çalışmaları gerçekleştirmiş ve “Kenti Oyuncak Etmek; Space, Place and Architecture” atölyelerinde yürütücü olarak 2014, 2016 ve 2019 yıllarında yer almıştır. 2013 yılında gerçekleştirilen Bursa Büyükşehir Belediyesi Orhangazi Meydanı ve Çevresi Kentsel Tasarım Proje Yarışması’nda ödül kazanan projenin tasarım ekibinde yer almıştır.

2009 yılında University of East London (Londra, Birleşik Krallık) School of Architecture and Visual Arts okulunda başlamış olduğu yüksek lisans eğitimini “Morphological Evaluation in Urban Design of Istanbul Historical City” başlıklı tezi ile tamamlayarak Master of Architecture (MArch) ünvanını almıştır. MSGSÜ, Şehircilik Doktora Programında başlamış olduğu doktora tez çalışmalarını “Kültürel Mirasın Korunmasında Tarihi Kentsel Peyzaj Odaklı Alan Yönetim Planı Yaklaşımı” başlıklı teziyle Ekim 2019 tarihinde tamamlayarak Doktor ünvanını almıştır. MSGSÜ, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Kentsel Tasarım Bilim Dalı bünyesinde araştırma görevlisi olarak başladığı akademik çalışmalarına Abdullah Gül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Mimari Tasarım ve Eleştiri Anabilim Dalı bünyesinde Dr. Öğretim Üyesi olarak devam etmektedir.

ISINMA ATÖLYESİ ÇALIŞMALARI

Bahar 2022 Dönemi, Isınma Atölyesi sunumlarını tamamladı!

Yürütücülerimiz ve katılımcılarımız ile dönem boyunca “Atölye X [tasarımda bir gelecek tahayyülü]” temasının tartışılacağı stüdyoda, bireysel çalışmalar öncesinde geçmişten gelen değişim frekansını inceleyerek geleceğe dair bir tahayyül üretmek üzere grup çalışması gerçekleşti. Katılımcılarımız, ısınma atölyesi boyunca, geçmişte kendi döneminde geleceğe odaklanıp öngörüler üreten düşünürleri araştırdı. Her grup kendi ilgi alanları ve tartışmaları doğrultusunda farklı düşünürleri araştırdı. Ardından kendi öngörüleri doğrultusunda gelecek tahayyüllerinde bulundular.

Geleceğe Yavaşlatılmış Yaklaşımlar
Furkan Berke Çilesizoğlu, Semra Pakdemirli, Zemzem Ece

Çalışmada öncelikle ütopya kavramı kısaca tartışılmış, kent ütopyası kavramı açıklanmış, ardından Antikçağ’da, Ortaçağ ve Erken Modern Dönemde, 19. ve 20. Yüzyıllarda ütopyalarda kent olgusunun nasıl ele alındığı ve şekillendirildiği irdelenmiştir. İncelenen her dönem için kent ütopyası olgusu hem edebi literatürde ele alınış şekli hem de tasarımlarda ortaya konuluş şekli olmak üzere iki farklı düzlemde/boyutta değerlendirilmiştir.

Bugün baktığımızda Modern insanın hıza olan bağımlılığı, tüm dünyada yaşanan yıkımın ve salgın hastalıkların yayılmasının (Covid-19 pandemisinde olduğu gibi) en önemli nedenlerinden biridir. Şehirleri yavaşlatmak ile toplu bir rehabilitasyon eyleminde bulunmak, bu bağımlılığı kısmen de olsa azaltabilecek bir eylemdir. Proje kapsamıda yapılan bilimsel çalışmalar neticesinde, yavaşlayan bir şehrin, sağlıklı bir toplum ve sağlıklı mekânlar yaratmada oldukça önemli bir kentsel yaşam modeli olduğu yargısına varılmıştır. Araştırma projesinde 2050 tahayyülü için, “yavaş şehir” kriterleri baz alınarak, yeni bir kentsel model öngörülmüştür

İklim Göçü ve Su Üstünde Yaşam Pratikleri
Burak Karaca, Osman Emre Selvi, Sümeyye İşbilir

Gezegenimizin hor kullanımı katlanılamaz bir boyuta gelince aklımıza gelen sürdürülebilirlik kavramı adına günümüzde yapılan çalışmalar palyatif önlemlerden öteye geçememektedir. Sınırlı kaynağımızın yok oluşunu yavaşlatmak için hükümetlerin ve şirketlerin yaptığı çalışmalar “green washing” denilen kavramı doğurmuştur. Daha etkili önlemler ve eksi karbon çözümler bulunmaz ise gelecekte yozlaşmış vahşi mantalitemizi taşıyacak başka yerler aramamız gerekecektir.

Proje, su seviyelerinin yükselmesi sonucu şehirlerimizi tehdit eden tehlikeye işaret etmektedir. Üretim ve tüketim alışkanlıklarımızı değiştirmediğimizde 2050 yılı için beklenen 1 metrelik deniz seviyesi artışı öngörülerimizin üzerine çıkabilmektedir. Su alanlarının genişlemesi ve oluşacak karasal daralma, rakımı yüksek noktalardaki yerleşimleri popüler hale getirecek, felaketin bir sonraki hedefi olacak meskenleri ise viraneye çevirecektir. Küresel iklim mülteciliği kavramı hayatlarımızda daha görünür olacak, dar alandaki popülasyon artışından kaynaklı hijyen ve altyapı problemleri deniz üstü yerleşimlerin inşasına zorlayacaktır. Alışkanlıklarımızın doğada var olma dürtümüze yenik düştüğü geleceği düşlerken, bugünden başlanarak alınacak dürüst kararların hiç olmadığı kadar önemli olduğu farkındalığının oluşması dileğiyle …

İhtimam Gelecekleri
Gülce Erincik, Hilal Bozkurt, İnci Nazlıcan Sağırbaş, Yasemen Cemre Gürbüz

Kabul gören tarih anlatısı, gelecek çalışmalarını ağırlıklı olarak bilimsel, pozitivist, nicel ve rasyonalist bir paradigmayla sınırlar ve siyaset bilimi, sosyoloji, sosyal teori, mimarlık gibi daha niteliksel çalışmaların; sanatçıların ve yazarların daha spekülatif ve yaratıcı uygulamalarını dışlar. Son yıllarda ise şehrin mükemmelleştirilebilir olduğunu veya teknobilimin tek başına onu daha iyi hale getirebileceğini varsaymayan yeni şehirler hayal etmek için şehircilik ve mimaride ortaya çıkan eleştirel yaklaşımların yükselişine tanık oluyoruz. Bunun yerine, yarının hayali şehirlerinin, ‘gerçekleştirilebilir’ kentsel ütopyalarını eleştirirken aynı zamanda bugünü eleştirmek için kullanılabileceğini öne sürüyorlar. Bu şu anlama geliyor: eleştirel gelecek çalışmaları, ulaşılacak bir geleceğin planları değil, kaçınılmaz olarak incelenmemiş tuzaklar ve sonuçlarla şekillenen geleceklerin çalışmalarıdır.

Tanımları gereği ideallerin gerçekleştirilemeyeceği göz önünde bulundurulmalıdır. İdealler, arzuladıklarımızdır; ulaşmak istediğimiz durumları temsil ederler. Bu, gelecek üzerine düşünmeyi yasaklamamızı önermek veya ideal ve gelişmiş bir toplumun temsillerini yaratmanın doğası gereği olumsuz bir şey olduğunu söylemek için değildir. Aksine, bu, toplumsal “ideallerin” yoğun çoğulcu ve öznel doğasını ön plana çıkaracak ve bunlar arasında ortak zeminler bulmaya odaklanmamızı sağlayacaktır.

Gelecek İçin Bir Mekan Tahayyülü: Hyper-mekan ve Mekansal Yığılma
Betül Yeşilkaya, Burak Avcıoğlu, Selen Erdoğan

Mekan kavramı, fiziksel mekandan öteye geçilmesi ile farklı tanımlamalara sahip olmaya başladı. Teknolojik sanal mekan potansiyelleri bize fiziksel mekanın öneminin azalmaya başladığını ve sanal, siber mekanların hayatımıza yeni bir boyut katacağını gösterdi. Bu çalışmada fiziksel mekan yığınları haline gelen kentlerimiz ve çeşitli kaymalara, iç içe geçmelere, katmanlaşmalara maruz kalan sanal mekanlar ile bir gelecek tahayyülü ortaya atılmıştır. Artık insanlar yaşadıkları çevre bağlamından kopup kendi dünya tasarılarını kendi zihinlerinde oluşturabilmektedirler.

Mobilite Kavramı Üzerinden Gelecek Tartışmaları
Ayça Atay, Berra Nur Bay, Ege Ak, Nevres Arın Aydoğdu

Haritalamada, kendi içinde meta-fiziksel bir âlem oluşturan kent için teorik bir şemaya ulaşmak amaçlanırken, sıkıştırılmış varlığı içerisinde geçmiş, şimdi ve gelecekten oluşan ‘zamanı’ nasıl algıladığımız ana konseptlerden biri olarak ele alındı. Bu bağlamda, kapsamlı bir sentez oluşturabilmek için kartografik çalışmanın, kentin ayırt edici özelliklerinin sadece mekânsal olarak değil, aynı zamanda zaman açısından da analitik bir üretimini gerektirdiğini belirtmek gerekir. Bu nedenle, bilinç ve kolektif hafızadan oluşan kentin mekânsal varlığının da ötesini keşfedebilmek için, deneysel bir haritalama ortaya koymak, çalışmanın ana hedeflerinden biri olarak ifade edile bilinir. Dolayısıyla, zaman ve mekân algısı bulanıklaşacağından, metro hattının birincil eleman olarak seçildiği, kentin temel unsurları ile ‘locus’, mimari, dil ve tarih kavramlarının bir arada incelendiği ve neticesinde kolektif hafıza ile hayal gücü arasında kentin mekânsal tasvirinin oluşturulacağı bu çalışmayı “çok zamanlı haritacılık” olarak adlandırmak doğru bir adım olacaktır.