AURA Alumni: Asya Yurttaş

Asya Yurttaş

Mimarlık
İzmir Ekonomi Üniversitesi

 

Güz 2025
Danışman: Hüseyin Yanar

Sanat ve Mimarlık: S I N I R L A R

1- Yaraların Estetiği: Yara, gizlenmesi gereken bir kusur değil; bedende ve bellekte iz bırakan bir anlatıdır. İzler, bastırıldığında değil görünür olduğunda anlam kazanır.
1- The Aesthetics of Scars: A scar is not a flaw to be hidden; it is a narrative inscribed upon the body and memory. Marks gain meaning not when suppressed, but when made visible.

2- Sergilenemez: Sergilenemez, Menderes Nehri’nin ayırıcı gücünü tersine çevirme girişiminden doğdu. Malzemenin direnci ve sürecin başarısızlığı sonucunda iş, dijital müdahale ile dönüştürüldü. Çalışma, bu kırılmayı gizlemek yerine görünür kılar; sunuma direnen anı sahiplenir ve utancı bir yüzeye dönüştürür.
2- Unpresentable: Unpresentable emerged from an attempt to invert the dividing force of the Meander River. When material intentions failed and the object resisted exhibition, the work was transformed through digital manipulation. Rather than hiding this breakdown, the piece embraces the moment of resistance—where failure becomes visible and shame turns into surface.

3- Hydrotrace: Hydrotrace, suyu hem malzeme hem de kavramsal bir zaman taşıyıcısı olarak ele alır. Akrilik ve suyun tuval üzerindeki etkileşimiyle yüzey; aşınma, dağılma ve tortu alanına dönüşür. Çalışma bir manzarayı betimlemez; zamanın nasıl aktığını, çöktüğünü ve iz bıraktığını kaydeder, akışı belleğe dönüştürür.
3- Hydrotrace: Hydrotrace approaches water as both a material and a conceptual carrier of time. Through the interaction of acrylic and water on canvas, the surface transforms into a field of erosion, dispersion, and sediment. The work does not depict a landscape; it records how time flows, settles, and leaves traces, turning movement into memory.

4- Bir Daha Asla O Çocuklar Olmayacağız: Bu çalışma, çocuklukta kurulmuş bir dostluk ve iki kişi arasında yaratılmış özel bir dil üzerinden hafıza, kayıp ve geri dönülmezlik kavramlarını araştırır. Mektup, yalnızca bu iki kişiye ait gizli bir alfabe ile yazılmıştır—yıllarca unutulmuş, bir kopuşun ardından beklenmedik biçimde hatırlanmıştır. Metnin büyük bölümü bilinçli olarak kapalıdır; okunabilirliği yalnızca aynı geçmişi paylaşanlara açıktır. Diğerleri için ise yalnızca bir iz, bir kalıntı olarak var olur. Latin alfabesiyle yazılmış tek cümle şudur: BİR DAHA ASLA O ÇOCUKLAR OLMAYACAĞIZ. Bu ifade bir suçlama değil, bir fark ediştir, zaman hem konuşanı hem de karşısındakini geri dönüşü olmayan biçimde değiştirmiştir. Çalışma, kişisel bir ayrılıktan yola çıkarak daha evrensel bir kaybı görünür kılar: çocukluğun geri getirilemez masumiyetini. Alfabe hâlâ vardır; ancak ona anlamını veren bağ artık yoktur. Eğer bir dil, konuşanı kalmadan da var olabiliyorsa, hatıralar kime aittir? Ve bir şey yalnızca hatırlandığı için hâlâ “bizim” sayılabilir mi?
4- We’ll Never Be Those Kids Again: This work explores memory, loss, and irreversibility through a childhood friendship and a private language created between two people. The letter is written in a secret alphabet once shared exclusively by them—forgotten for years and unexpectedly remembered after a rupture. Most of the text remains deliberately closed; it is readable only to those who share the same past. For others, it exists merely as a trace, a remnant. A single sentence appears in Latin script: We’ll never be those kids again. Not as an accusation, but as a realization—time has altered both speaker and addressee beyond return. The work expands from a personal separation to a universal loss: the irretrievable innocence of childhood. The alphabet survives, but the bond that gave it meaning no longer exists. If a language continues without its speaker, to whom do the memories belong? And can something still be “ours” simply because it is remembered?

5- Pazardan Cumaya: Pazardan Cumaya, LIMINALXIII kolektifi tarafından geliştirilen bir kamusal mekân projesidir. Farklı disiplinlerden bir araya gelen ekibin ortak üretim sürecinden doğan çalışma, nesne üretmekten çok ilişkiler, karşılaşmalar ve gündelik kamusal deneyimler oluşturmayı hedefler.
Proje, İstanbul Beşiktaş’taki pazar alanını haftada bir gün kullanılan bir ticaret zemini olmaktan çıkararak, haftanın tamamına yayılan yaşayan, katılımcı ve esnek bir karşılaşma alanına dönüştürmeyi önerir. Pazar tezgâhı ölçülerinden türetilen katlanabilir modüler sistemler pazar günleri altyapı sağlarken diğer günlerde kamusal kullanım yüzeylerine dönüşür; yerleştirme ve video çalışmaları ise kullanıcı katılımıyla sürekli yeniden kurulabilen bir mekânsal deneyim üretir.
Bu öneri, sonuçtan çok sürece, nesneden çok etkileşime ve sabit tanımlar yerine
dönüşebilir kullanımlara odaklanan açık bir kamusal üretim yaklaşımı sunar.