AURA Alumni: Bilgesu Tuncer

Bilgesu Tuncer

Mimarlık
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

 

Güz 2025
Danışman: Hüseyin Yanar

Sanat ve Mimarlık: S I N I R L A R

1- “Çöküş İçin Tasarlanmış bir Kasaba”: “Çöküş İçin Tasarlanmış bir Kasaba”, İstanbul’a havalimanından giren zombi virüsünün ardından beş yıl içinde kentin nüfus, sınıf ve altyapı dinamikleriyle parçalanmasını; çeperdeki Şile’de kurulan “güvenli alan”ın ise eşitlikçi değil, hiyerarşi ve ayrıcalık üzerine inşa edilmiş bir mini-İstanbul’a dönüşmesini anlatır. Kasabanın mekânsal kurgusu (vali tepedeki malikânede, yönetim villalarda, teknik ekip lojmanlarda, alt sınıflar ve yaşlılar denetimli yurtta) iktidarı görünür kılar ve yurtta yaşanan bir olay güvenlik söylemini çatlatıp huzursuzluğu tetikler.
1- ‘’A Village Designed to Fail’’: “A Village Designed to Fail” is a speculative narrative set five years after a zombie virus enters Istanbul via the airport, tracing how the city fractures through population density, class distribution, and infrastructure continuity, while a “safe zone” in sparsely populated Şile becomes a mini-Istanbul built on hierarchy and privilege rather than equality. Its spatial order—governor in a hilltop mansion, aides in villas, technicians in housing blocks, and lower classes/elderly in a monitored dormitory—makes power legible, and an incident in the dorm exposes the cracks in the security myth and ignites unrest.

2- “Değişim”: “Değişim”, pembe bir kabuğun benliği hem koruyup hem de dışarıya “uygun” bir siluete dönüştürmesini anlatır. Eklenen nesneler, kimliğin sabit değil; katman katman kurulan, feminenliği ve oyunbazlığı da taşıyan bir şey olduğunu gösterir.
2- “Change”: “Change” shows a pink shell that both protects the self and reshapes it into an “acceptable” silhouette. The added objects suggest identity isn’t fixed, but layered—holding femininity and playfulness at once.

3- ‘’Annemin Parfümü’’: “Annemin Parfümü”, annemin işten eve gelişiyle yayılan kokunun bende “güvenli alan” ve evin canlanması hissini tetikleyen bir işaret oluşunu anlatır. Çalışma, bu uçucu hatırayı parfüm notalarını oluşturan malzemeleri kavanozda görünür kılarak somut bir hafıza nesnesine dönüştürür.
3- ‘’My Mother’s Perfume’’: “My Mother’s Perfume” begins with a homecoming memory: the scent that filled the house when my mother returned from work became a signal of safety and a sudden lift in the atmosphere. The work materializes this fleeting trace by displaying the perfume’s notes as tangible elements in a jar, turning “my mother’s smell” into an object you can keep and look at.

4- ‘’Kendi En Büyük Düşmanı’’: “Kendi En Büyük Düşmanı”, ahtapot üzerinden zekâ ile bedensel kırılganlık arasındaki gerilimi anlatır: “sekiz beyin” gibi dağıtık kontrol, hayatta kalmayı sağlarken aynı anda koordinasyon baskısını büyütür. Ahtapotun kendi kafasını delmesi tehdidin içeriden yükselişini simgeler; parmakla boyama da bu çatışmayı doğrudan temas ve beden duygusuyla güçlendirir.
4- ‘’ It’s Own Worst Enemy’’: “It’s Own Worst Enemy” uses the octopus to expose the tension between intelligence and bodily vulnerability: its “eight-brain” myth of distributed control implies both advanced survival and intensified coordination strain. The octopus piercing its own head frames the threat as internal, while finger-painting reinforces the theme through direct touch and embodied mark-making.

5- “Nysa’nın Yıkımı”: “Nysa’nın Yıkımı”, antik kentin patlama görüntülerini anonim bir kazı başkanının monoloğuyla yan yana getirerek “değer verdiğimiz şeyler ne kadar kalıcı” ve “fazla bağlanmanın bedeli ne” sorularını açar. Yıkım, yalnızca mekânsal bir çöküş değil; taşları kurtarmaya çalışırken ihmal edilen hayatı görünür kılan, önceliklerin yer değiştirdiği bir eşik olarak kurulur.
5- ‘’The Demolition of Nysa’’: “The Demolition of Nysa” juxtaposes explosion footage with an anonymous excavation director’s monologue to question how lasting what we value really is—and the cost of clinging too tightly. The destruction becomes not just a physical collapse, but a threshold where priorities shift and the neglected, irreversible life behind the “stones” is brought into focus.