AURA Alumni: Zeynep Ateş

Zeynep Ateş

Mimarlık
TED Üniversitesi

 

Güz 2025
Danışman: Hüseyin Yanar

Sanat ve Mimarlık: S I N I R L A R

1- Otoportre: Bir “ev” çiziminden yola çıkılarak üretimler katmanlı ve süreklilik arz eden bir dönüşüm süreci içinde ele alınmıştır. Tamamlanmamışlık, bilinçli bir tercih olarak konumlandırılmış; her işin bir sonrakini tetiklediği açık uçlu bir anlatı kurgusu oluşturulmuştur.
1- Self-Portait: Starting from a simple “house” drawing, the works have been approached within a layered and continuous process of transformation. Incompleteness has been positioned as a deliberate choice; an open-ended narrative structure has been constructed in which each work generates the next.

2- Yangın Muhbirleri için Acil Çıkış I & II: Video, pasajın erişilemeyen iç mekânlarını kapılar, merdivenler ve altyapı boşlukları üzerinden katman katman açarak iç/dış belirsizliğini görünür kılıyor. Görüntülerin sızdığı eşikler ve duyulan mekanik sesler, görünen vitrinlerin ardındaki gizli çekirdeğin kısa bir haritasını oluşturuyor. Sinanpaşa İş Merkezi’ndeki bu mekâna özgü yerleştirme, görünür yüzeylerle gizli altyapı arasındaki eşiği, merdiven boşluğunda kurulan yarı saydam bir portal üzerinden açığa çıkarır. Işık, yansıma ve geçici bağlantılarla mekân algısını çoğaltan iş, yalnızca o yerde ve sürede var olan bir geçiş hâli önerir.
2- Emergency Exit for Fire Whistleblowers I & II: The video reveals the inaccessible interiors of the arcade layer by layer through doors, staircases, and infrastructural voids, making the ambiguity between inside and outside visible. The thresholds through which images leak and the mechanical sounds that are heard compose a brief cartography of the hidden core behind the visible shop windows. This site-specific installation in Sinanpaşa Business Center exposes the threshold between visible surfaces and concealed infrastructure through a semi-transparent portal constructed within the stairwell. Through light, reflection, and temporary connections, the work multiplies spatial perception and proposes a state of transition that exists only in that place and moment.

3- Görünen Bedenin Görünmeyen İzi – Ahtapot: Ahtapot, suyun içinde yaşayan bir canlıdan çok, suyun kendisi gibi akışkan ve geçici bir bilinç hâlidir; sabitlik yerine akışı seçer ve düşüncesi bedeninin ötesinde suyun dokusunda sürer. İzini takip etmek zordur, çünkü biçimini siler, suya karışır ve geride yalnızca hafızada titreşen bir yansıma bırakır. Onu görmek, ışık ve hareketin kesiştiği, varlık ile yokluğun kısa bir an için çakıştığı o eşiği fark edebilmektir.
3- The invisible Trace of the visible Body – Octopus: The octopus is less a creature living in water than a fluid and transient state of consciousness, choosing flow over fixity as its thoughts extend beyond the body into the texture of the water itself. Tracing it is difficult, for it erases its form, dissolves into its surroundings, and leaves behind only a faint reflection trembling in memory. To perceive it is to recognize the threshold where light and movement intersect, and where presence briefly converges with absence.

4- Akış Çizgisi: “Akış Çizgisi”, insan hareketi ile suyun doğal davranışı arasındaki sessiz koreografiyi görünür hâle getirerek katmanlarına ayırır ve bu iki akışı ortak bir zeminde karşılaştırır. Meydanda insanların
gündelik rutinler içinden kendiliğinden oluşturduğu, ihtiyaç ve ritmin biçimlendirdiği patikalar ile suyun yerçekimine uyarak kayması, birikmesi ve yeniden yön bulması paralel okunur. Açısal yüzeyler suyu zorlamadan, seçtiği rotayı açığa çıkarır; minimal bir hareket diyagramına dönüşür.
4- Flow Line: “Flow Line” makes visible and articulates in layers the silent choreography between human movement and the natural behavior of water, setting these two flows in dialogue on a shared ground. In the square, the spontaneous paths people trace through their daily routines shaped by need and rhythm can be read in parallel with water as it yields to gravity, slides across planes, gathers, and finds its course again. Through angular surfaces that do not force the water but reveal the route it chooses, the installation transforms into a minimal diagram of movement.

5- Ne Geçmiş, Ne Gelecek – Şimdi: Nysa Antik Kenti’nde zamanı askıya alınmış, yalnızca “şimdi”nin var olduğu bir boşlukta yürüyormuşum gibi hissettim; yarık topografya ve ışık, geçmiş ile gelecek arasında asılı bir deneyim
sundu. Bu belirsizlik duygusu zihnimde amorf, askıda bir forma dönüştü. Katlayıp büktüğüm metal levhadan ürettiğim geçirgen yapı, Nysa’nın yarıklarını çağrıştıran ve zamansal katmanlar arasında bilinçli bir boşluk taşıyan küçük bir mekânsal iz hâline geldi.
5- I Neither Past nor Future – Now: In Nysa Ancient City, I felt as though I was walking through a suspended void where only the present existed; the fissured topography and light offered an experience hanging between past and future. This sense of ambiguity transformed my mind into an amorphous, suspended form. The perforated structure I produced by folding and bending a metal sheet became a small spatial trace, evoking Nysa’s ruptures and carrying a deliberate void between temporal layers.

6- KUMRU: Kumru, çocukluk evimin sessiz ışığı; duvarlarda yankılanan ilk sözcüğüm, eşiğinde atılan ilk adımım. İçimi yumuşatan bir sıcaklık taşırdı. İpek hissi veren bir incelikle konuşur, keskinliği iz bırakmadan içine alan, pamuk yumuşaklığında bir bakışla bakardı. Bir kuş kadar hafifti: omuzlarındaki ağırlığı alıp götürür, ardında içinden bir esinti geçmiş gibi ferahlık bırakırdı.
6- KUMRU: Kumru was the quiet light of my childhood home, the echo of my first word on its walls, the threshold of my first step. She carried warmth that softened something within me. She spoke with a silk-like delicacy and looked with a cotton-soft gaze that absorbed sharpness without leaving a trace. Light as a bird, she would lift the weight from your shoulders and leave behind a breeze-like sense of relief, as if something gentle had passed through you.

7- Pazardan Cumaya: Pazardan Cumaya, LIMINALXIII kolektifi tarafından geliştirilen bir kamusal mekân projesidir. Farklı disiplinlerden bir araya gelen ekibin ortak üretim sürecinden doğan çalışma, nesne üretmekten çok ilişkiler, karşılaşmalar ve gündelik kamusal deneyimler oluşturmayı hedefler.
Proje, İstanbul Beşiktaş’taki pazar alanını haftada bir gün kullanılan bir ticaret zemini olmaktan çıkararak, haftanın tamamına yayılan yaşayan, katılımcı ve esnek bir karşılaşma alanına dönüştürmeyi önerir. Pazar tezgâhı ölçülerinden türetilen katlanabilir modüler sistemler pazar günleri altyapı sağlarken diğer günlerde kamusal kullanım yüzeylerine dönüşür; yerleştirme ve video çalışmaları ise kullanıcı katılımıyla sürekli yeniden kurulabilen bir mekânsal deneyim üretir.
Bu öneri, sonuçtan çok sürece, nesneden çok etkileşime ve sabit tanımlar yerine
dönüşebilir kullanımlara odaklanan açık bir kamusal üretim yaklaşımı sunar.