AURA Crea “NYSA: Geçmişin Varlığı” Atölyesi Tamamlandı!
AURA Crea “NYSA: Geçmişin Varlığı” Atölyesi Tamamlandı!
AURA İstanbul Sertifika Programı kapsamında gerçekleştirilen AURA Crea atölyelerinde, program katılımcıları alışık oldukları ölçek ve tasarlama süreçlerinin sınırlarını aşarak gruplar halinde tasarımlarını üretiyor, jüri değerlendirmesi sonucunda başarılı bulunan projeler ödüllendiriliyor.
Bu dönem, AURA İstanbul tarafından DYO Boya’nın desteğiyle sekizincisi gerçekleştirilen AURA Crea “Tarihin Renkleri” Atölyeleri, “NYSA: Geçmişin Varlığı” temasıyla Nysa Antik Kenti’ni odağına aldı. NYSA Antik Kenti Kazı Başkanlığı’nın ev sahipliğinde yürütülen atölyede, mimar ve sanatçılardan oluşan katılımcılar antik kenti güncel bir bakışla yeniden yorumlayan fikir projeleri geliştirdi. Atölye kapsamında, Nysa’nın kültürel, arkeolojik ve mekânsal değerleri; topografya, katmanlılık ve malzeme ilişkileri üzerinden bütüncül bir yaklaşımla ele alındı. Miras alanına yönelik yaratıcı, duyarlı ve yere özgü tasarım ve sanatsal üretimlerin teşvik edilmesi atölyenin temel önceliklerinden biri oldu.
Atölye süreci, 3–4 Kasım tarihlerinde Nysa Antik Kenti’nde gerçekleştirilen alan gezisi ile başladı. Katılımcılar, antik kentin çok katmanlı tarihsel yapısını ve mekânsal sürekliliğini yerinde gözlemleyerek kapsamlı analizler yaptı. Bu analizler doğrultusunda altı proje grubu halinde geliştirilen önerilerde, geçmişin izlerini günümüzün tasarım diliyle görünür kılmayı amaçlayan fikirler, antik kentin varlığını çağdaş mekânsal okumalarla ilişkilendirdi.
Atölye kapsamında 13 Kasım tarihinde DYO Boya iş birliğiyle “DYO İnşaat Boyaları Semineri” düzenlendi. Ardından gerçekleştirilen “Kavramın Peşine Düşmek: Renklerle Dönüşmek” başlıklı oturumda, rengin mekânı dönüştürücü ve iyileştirici gücü üzerine tartışmalar yürütüldü. Bu oturumun devamında atölye katılımcıları, yaş boyalar ve NYSA’dan toplanan fotoğraf ve malzemelerle moodboard üretimleri gerçekleştirdi ve gün sonunda çalışmalarını sundu. DYO “Renklerle Dönüşmek” atölyesi sonucunda, renk teorisine ilgiyi teşvik etmek amacıyla hazırladığı moodboard çalışmasıyla Merve Gül Çakır’a “The Book of Color Concepts (1686–1963)” başlıklı kitap hediyesi takdim edildi.
Proje sürecinde konsept geliştirme ve renk seçimlerine yönelik çalışmalar devam ederken, 7 Aralık tarihinde dijital pafta teslimleri gerçekleştirildi. Atölye süreci, 8 Aralık’ta AURA İstanbul’da düzenlenen jüri değerlendirme toplantısı ile tamamlandı. Katılımcılar projelerini; Ayşegül Kuruç, Bilge Bal, Emre Zeytinoğlu, Erdem Ceylan, Erdil Dinçer, Y. Burak Dolu ve Pınar Şimşek’ten oluşan jüri üyelerine sundu. Jüri, projeleri kültürel mirasla kurdukları ilişki, mekânsal yaklaşımları ve kavramsal derinlikleri üzerinden değerlendirdi.
Değerli jüri üyelerinin katkı ve yorumlarıyla AURA Crea: NYSA – Geçmişin Varlığı jüri süreci tamamlandı. Üretmeye, tartışmaya ve ilham vermeye devam eden AURA Crea Atölyeleri’nde emeği geçen tüm katılımcılara ve destekleri için DYO Boya’ya teşekkür ederiz.

Jüri Değerlendirmesi
Düzenlenen atölye/yarışma formatındaki AURA Crea etkinliğinin jüri üyeleri ise:
- Ayşegül Kuruç
- Bilge Bal
- Emre Zeytinoğlu
- Erdem Ceylan
- Erdil Dinçer
- Y. Burak Dolu
- Pınar Şimşek
Jüri değerlendirmesinin ardından, Alım Yıldırım, F. Sude Yıldırım ve Merve Gül Çakır, “Node Düğüm” adlı projeleriyle 45.000 TL değerindeki birincilik ödülüne layık görüldü.
30.000 TL değerindeki ikincilik ödülü, Asya Yurttaş, Bilgesu Tuncer ve Yamaç Şenelmiş’in tasarladığı “EŞ[L]İK” projesine verildi.
Artiona Dushi, Gamze Şehla ve Elif Aysu Solak’ın tasarladığı “Arket” projesi ise Jüri Özel Ödülü almaya hak kazandı.
Emekleri için tüm katılımcılarımızı kutlarız! Katkıları için değerli jüri üyelerimize ve destekleri için DYO‘ya teşekkür ederiz.
Projeler:
Node Düğüm
Alım Yıldırım, F. Sude Yıldırım, Merve Gül Çakır
Birincilik Ödülü

Nysa Antik Kenti, Menderes Nehri’nin çevresinde, bir vadinin yamaçlarında kurulmuş; zamanın deviniminde kendi kendini yenileyen bir şehir. Aydın’ın Sultanhisar ilçesinde, eski adıyla Karia bölgesinde yer alan kent, M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısında Seleukos’un oğlu I. Anthiochos Soter tarafından iki yakalı şehir olarak inşa edilmiş ve bu yakalar üç köprüyle birbirine bağlanmıştır. Bugün hala sular yükseldiğinde tünelde akan nehir, depremler ve zamanın tahribatına rağmen şehrin tekrar tekrar ayağa kalkmasını simgeler; şehir zeytin ağaçlarının altında örtülse de yeniden uyanır.
Bu zorlu topografyaya rağmen Hippodamos’un uyguladığı ızgara (grid) sistemi, doğayla çatışmayan, aksine ona dokunan bir düzen sunar. Sert bir geometri değil, vadiyle uyum içinde zamanın dışında bir bilinç hâline dönüşür.
Node | Düğüm proje önerisi, Hippodamos’un doğanın nabzına göre çizdiği bu gridal şehrin izlerini yeniden görünür kılma kaygısıyla ortaya çıktı. İlk aşamada topografya ve gridin ilişkisi incelendiğinde, mimari yapıların oluşturduğu formların ve bunların mekandaki dağılımlarının; sanatçı Kazimir Malevich’in mekan ve formlarla kurduğu ilişkiyi anımsatmasıyla bir grafik harita oluşturuldu.
‘’Nesnel dünyanın görsel görüntüleri Suprematist için kendi başlarına bir anlam taşımaz. Asıl önemli olan, bu görüntülerin uyandırdığı duygudur. Üstelik bu duygu, onu ortaya çıkaran çevreden bağımsız olarak değerlidir.’’ Kazimir Malevich
Bu grafik araştırma, grid birleşimlerindeki düğümleri ortaya çıkardı. Node projesinde de ziyaretçilerin kenti daha kolay okuyabilmesi amacıyla grid sisteminin düğüm noktalarına odaklanılmıştır.
“Bir şehrin fiziksel düzeni, onu nasıl algıladığımızı ve içinde nasıl gezindiğimizi derinden etkiler.”
Kevin Lynch
Kevin Lynch’e göre bir kent imgesi oluştururken beş ana öğeden yararlanılır; bu öğelerden biri de düğümlerdir. Düğümler, yolların kesiştiği ve hareketin yoğunlaştığı merkezî noktalardır. Bu doğrultuda Node Projesinde, Nysa Antik Kenti’nde grid düğüm noktalarında oluşan artı biçimindeki imgeler, dört farklı modül aracılığıyla somutlaştırılmıştır. Her bir modüle farklı anlamlar ve işlevler yüklenmiş, antik kent içinde konumlandırılmıştır. Ve modüller, artık ziyaretçiyi uçsuz bucaksız tarihin içinde kaybolmaktan kurtaran, ona ‘nerede olduğunu’ fısıldayan birer hafıza fenerine dönüşür.
Modüller: İz, Sınır, Yön ve Soluk.
İz, antik kentin içerisinde sekiz farklı düğüm noktasında karşılaşılan bir modüldür. Kentin cadde ve sokak sisteminde birer sokak tabelası gibi çalışır. Ziyaretçilerin yatayda ve düşeyde devam eden sokakların isimlerini takip ederek kendi konumlarını haritayla eşleştirebilmelerine imkân veren bir tasarım önerisidir.
Sınır, kentin çerçevesine işaret eden bir hatırlatıcıdır ve yine sekiz farklı noktada ziyaretçinin karşısına çıkmaktadır. Kentin sınırlarını görünür kılmak amacıyla konumlandırılan bu modül, tabanındaki kısmi dairesel çakıl dolgusu sayesinde ziyaretçiye hangi tarafın sınır içinde, hangi tarafın dışında kaldığını sezgisel olarak hatırlatır.
Yön, rota boyunca her ne kadar tabelalar yapılarla ilgili bilgileri sağlasa da, yolun devamında grid birleşimlerini okutmak ve rotanın yönünü hatırlatmak için yerleştirilen sekiz farklı rehber modüldür. Tabanındaki dairesel dilimli çakıl dolgusu ile ziyaretçilere yön tayini yaparken eşlik eder ve rotanın sürekliliğini destekler.
Soluk ise sirkülasyonun en yoğun olduğu grid düğümlerinden birinde kurgulanmıştır. Antik Tiyatro ve Sütunlu Cadde’nin arasında. Yerleştiği toprağın altından geçen tünel ile tünelde akan suyu hatırlatan bir soluklanma durağı işlevi görür. Antik tiyatrodan sonra tünelin giriş ve çıkışına bağlanan, aynı zamanda bir buluşma noktası olarak da düşünülebilecek bir modüldür. Bir modülden öte, suyun hatırlatıcısı, adeta küçük bir akarsu niteliği taşır. Yanındaki çeşmeyle kurduğu ilişki, ziyaretçilerin dinlenirken ücretsiz içme suyuna erişebilmelerine olanak tanır. Etrafına yerleştirilen kübik, mobil ve hafif oturaklar ise geçirgen tasarımları ve antik kente düşürdükleri ince gölgeyle kentle oldukça minimal bir temastadır.
Son olarak proje, Nysa’nın iki yakasını birleştiren köprünün yeniden yorumlanmasını sorgular. Tarihi köprünün ayağa kaldırılması zaman aşımına aykırı görünse de, iki yakanın bir düğümle yeniden bağlanması gridin ana hattını canlandırabilir mi sorusu yönlendirici olmuştur. Önerilen köprü tasarımı, kentin merkezinde bir seyir platformu oluşturur. Köprünün orta noktasında kırılıp yeniden birleşen yürüyüş zemini, Nysa’nın yüzyıllardır doğanın hareketiyle yaşadığı sarsıntıları ve ayağa kalkma iradesini simgeler. Böylece köprü, bir düğüm atarcasına çift yakalı kenti yeniden birbirine bağlar ve iki yakanın boşlukta yankılanan sonsuz ve bilinçli kucaklaşmasına dönüşür.
EŞ[L]İK
Asya Yurttaş, Bilgesu Tuncer, Yamaç Şenelmiş
İkincilik Ödülü

EŞ[L]İK, Büyük Menderes’in derin vadisiyle ikiye ayrılmış Nysa antik kentinin hem fiziksel hem de düşünsel katmanlarını mekânsal bir deneyim rotasına dönüştüren bir tasarım önerisidir. Projenin adı, iki anlamı aynı anda taşır: bir yandan iki durum, iki kot, iki zaman ve iki anlam arasındaki geçişi tanımlayan eşik kavramını; diğer yandan ziyaretçi ile kentin birlikte yürüdüğü, mekâna eşlik eden bir eylemi tanımlayan eşlik etme hâlini. Bu çift anlamlı isim, tasarımın bütün yaklaşımını belirler: EŞ[L]İK, Nysa’nın topoğrafik kırılmalarını, antik düşünce üretimini, anıtsal yapılar arasındaki ilişkileri, ışık–gölge hareketini ve ziyaretçinin bedensel algısını tek bir bütün olarak ele alır; antik kentin mevcut dolaşımının üzerine eklemlenen değil, onunla birlikte çalışan bir okuma sistemi kurar. Nysa, yalnızca tiyatrosu, stadyumu, hamamları, Gerontikon’u ve tünelli geçişiyle değil; Strabon’un kentleri kesitlerle okuyan yaklaşımı, Aristodemos’un iyi düşünmekle iyi konuşmak arasında kurduğu bağ ve Apollonios’un duyguyu yönetme öğretisiyle şekillenen bir düşünce üretim alanıdır. Kentin iki yamacını bölen büyük yarık, fiziksel bir boşluk olduğu kadar felsefi bir potansiyel taşır; EŞ[L]İK, bu potansiyeli açıklayan değil, mekân aracılığıyla yeniden deneyimleten bir rota kurar.
Rotanın omurgasını oluşturan “gölge izi”, Nysa’nın karmaşık topografyasında yön bulmayı kolaylaştırmak için zemine yerleştirilen kısa metal çubuklardan oluşur. Bu çubuklar, gün boyunca güneşin hareketiyle uzayıp kısalan gölgeleri aracılığıyla statik bir işaretten çok zamana bağlı bir rehbere dönüşür. Böylece ziyaretçi, haritaya ihtiyaç duymadan yalnızca gölgeleri takip ederek kenti sezgisel olarak okur; rota,
durağan bir çizgiden ziyade günün ritmine göre hareket eden canlı bir sistem gibi davranır. Bu hafif işaretleme yöntemi, antik kente baskı uygulamayarak ona sadece eşlik eden bir iz niteliği taşır.
Rota üzerinde yer alan üç durak, Nysa’nın düşünsel geleneğini çağdaş mekânsal karşılıklarla yorumlar. İlk
durak olan Görüş, Strabon’un kenti kesitler, bağlar ve süreksizlikler üzerinden okuyan yaklaşımından ilham
alır. Antik dönemde iki yamacı bağlayan köprünün izine yerleşen hafif strüktür, iki kotu neredeyse birleştirir
ama bağlantıyı bilinçli bir eksiklikle askıda bırakır. Bu tamamlanmamışlık, ziyaretçiye vadiyi ve topografyanın kırılmasını bedensel ölçekte hissettiren bir farkındalık anı sunar; köprü varmış gibi duran ama tamamlanmayan bu yüzey, geçişten çok düşünmeye açılan bir eşik oluşturur.
İkinci durak olan Duruş, Apollonios’un duyguyu yönetme ve dinginlikle düşünmeyi kurma öğretisini mekâna dönüştürür. Sütunlu Cadde üzerinde yerleşen hafif sedir strüktürü, ziyaretçiye durma, nefes alma,
gölgeyi izleme ve mekânla bedensel temas kurma imkânı sunar. Yerel sedir kullanımı ekolojik ve kültürel
bir uyum sağlarken; doğal yöntemlerle kurutulan ahşap, düşük karbon ayak izli modüller ve geri dönüşümlü montaj yöntemi sürdürülebilirlik yaklaşımını destekler. Strüktürün geçirgenliği, antik taş dokuya baskı uygulamadan, onunla saygılı bir ortaklık kurar; bu durak rotanın ritmini düşürerek ziyaretçiye kentin ortasında bir içsel durulma hâli sunar.
Üçüncü durak olan İletişim, Aristodemos’un iyi düşünmek ile iyi konuşmak arasındaki bağı mekânsal bir
sekansa dönüştürür. Gerontikon yakınında konumlanan bu müdahale, önce ortak bir metinle karşılaşmayı
sağlayan bir okuma yüzeyi, ardından aynı metnin tartışıldığı açık bir buluşma halkası sunar. Yarı geçirgen
strüktür, topluluk duygusunu desteklerken çevredeki dolaşıma da eklemlenir; bireysel alımlamadan kolektif
paylaşım ve sözlü etkileşime geçilen bir iletişim eşiği oluşturur. Böylece antik dönemin sözlü kültürü
çağdaş bir mekânsal pratik olarak yeniden canlanır.
Projenin tümünde sedir ağacının seçimi, yerel Akdeniz ormanlarından sertifikalı biçimde temin edilmesi,
kaynağına yakın işçilikle işlenmesi ve hafif bir strüktür oluşturması gibi nedenlere dayanır. Ahşabın doğal
kurutma süreci, taşıyıcı modüllerin düşük karbon iziyle üretilmesi, strüktürün sahada hızlı kurulumla inşa
edilmesi ve tamamen sökülebilir, taşınabilir, yeniden kullanılabilir olması, tasarımın ekolojik ve geçici varlık
felsefesini güçlendirir. Metal çubuklardan oluşan gölge izinin zeminle kurduğu hafif temas, antik yapılarla
yarışmayan bir iz bırakma stratejisidir. Tüm bu kararlar, kent dokusuna zarar vermeden onunla birlikte var
olmayı mümkün kılar.
EŞ[L]İK, güçlü bir bütünlük içinde çalışan bu üç durak ve gölge iziyle, antik kentin hem fiziksel hem düşünsel potansiyellerini yeniden dolaşıma sokar. Gölgeyi zamana yayılan bir rehbere, boşluğu farkındalığa, bedeni ölçüye, sözü ortak üretime ve rotayı mekânsal bir düşünme biçimine dönüştürür. Ziyaretçiyi hem kente hem kendisine eşlik etmeye çağıran proje, Nysa’nın binlerce yıllık düşünsel sürekliliğini çağdaş bir mekân diliyle yeniden görünür kılar; her adımda hem mekânsal hem zihinsel bir geçiş önererek kullanıcıya topografyayı, tarihi ve kendi varlığını yeniden düşünme imkânı sunar.
Arket
Artiona Dushi, Gamze Şehla, Elif Aysu Solak
Jüri Özel Ödülü

Nysa Antik Kenti Oyun Tasarımı Projesi olan ARKET, antik kent ziyaretini, özellikle çocuklar ve gençler için, pasif gözlemcilikten aktif katılım ve keyifli öğrenmeye dayalı bir “Bilgelik Arayıcısı” deneyimine dönüştürmeyi hedefler. Projenin girişinde, bir yüzünde kolajlar ve bilgiler, diğer yüzünde ise kentin anlaşılır vaziyet planının çizildiği özel bir broşür sunulur. Oyunun temel amacı, Nysa’nın eğitim ve kültür kenti kimliğini çağdaş, interaktif bir deneyimle günümüze taşımaktır. Oyun, antik kentin dokusuyla doğrudan etkileşime giren fiziksel bir kurguya sahiptir ve gelecekte AR/VR entegrasyonu potansiyeli taşır.
Bu tasarım, mekân, karakter ve tarih ilişkisi üzerinden kurgulanarak karmaşık sistemi basitleştiren bilişsel bir model görevi görürken; sürükleyici deneyim, 4S Modeli (Sahne, Sosyalizasyon, Hikaye, Uyaran) ile desteklenir. Hedef kitle çocuklar ve gençler olsa da, oyun seviyesi her yaşa hitap edecek şekilde tasarlanmıştır. Oyuncular, 7 farklı karakter kartını kullanır ve Pasaport (harita, görevler ve mühür alanı içeren) ile 6 duraklı rotayı takip eder. Bu rotalar üzerinde yer alan stantlarda oyunlar gerçekleştirilir; Maia’nın Alanı, Kütüphane, Tiyatro, vb. mekanlarda görevleri çözerek sticker ödülleri toplanır, Forum’dan kazanılan sikke ile Agorada bir görev tamamlanır. Finalde, Meclis Binası’nda Pasaportlarına mühür basılarak Nysa Antik Kenti Vatandaşlık hakkı kazanılır ve bu yolla oyuncuda derin bir aidiyet duygusu
oluşturulur.
Bu projenin nihai amacı; etkileşimli eğlence yoluyla ziyaretçilerin bilgi edinmesini sağlamak, kente aidiyet duygusunu pekiştirmek ve tarihi mirasa yönelik kalıcı bir ilgi uyandırmaktır.
Eşik Nysa
Alperen Kurumaz, Ferhan Hurşit Döner, Timuçin Erk

Proje, Sultanhisar ile yanı başındaki Nysa Antik Kenti’ni, günümüz dünyası ile geçmişi buluşturmayı hedefler. Bu bağlamda kurgulanan rota, ilçe meydanından başlayıp antik kente uzanan fiziksel bir yoldan öte, ziyaretçiler için bir deneyim alanı yaratmayı amaçlar. Tüm rota, Joseph Campbell’ın “Kahramanın Yolculuğu” metaforu gözetilerek tasarlanmıştır.
Meydandan başlayan yolculuk, zemine işlenen güçlü bir “mavi” ile başlar ve Nysa’ya yaklaşıldıkça koyulaşarak siyaha dönüşür. Bu degrade geçiş, 1,2 km sürdüğü için kolayca anlaşılmaz, ancak yolun deneyimlenmesi ile farkına varılabilir. Aynı zamanda bu renk geçişi, tarihsel bir veriye dayanır; William Gladstone ve Lazarus Geiger gibi araştırmacıların antik metinler üzerindeki analizleri, “mavi” kavramının antik dünyada var olmadığını, gökyüzünün ve denizin dahi başka renklerle, çoğunlukla siyahla, betimlendiğini ortaya koymuştur. Mavi, insanlık tarihine sonradan eklenen, bugünü ve moderniteyi temsil eden bir renktir. Bu yüzden “Nysa Gradyan”ı, bugünün canlı mavisinden başlayıp, geçmişin isimsiz ve gizemli siyahına doğru akar.
Nysa Gradyanı’nın başlangıcında yer alan “Ayağa Kaldırılmış Kolon” parçalarına ayrılan ve yeniden birleştirilen antik bir sütunun güncel bir yorumudur. İzleyicide tekinsiz bir duygu yaratarak rotayı deneyimlemeye davet eder.
Nysa Gradyanı’ndan devam edildiğinde, ilçe merkezinde yer alan modern dokunun içinde sıkışmış olan Kazı Evi, bu zaman yolculuğunun çarpıcı duraklarından biridir. Yapının önündeki zemin, yolun süreğen dokusundan arındırılıp dönemin ruhunu yansıtan taş döşemelerle değiştirilerek, ziyaretçinin ayağının altındaki doku farkıyla zamanın değiştiğini hissettirmeyi amaçlar.
Nysa Gradyanı’nın son bulduğu noktada ise, bizi antik kente taşıyacak bir eşik noktası olarak “Kolonlu Yol” bulunur. Günümüzün mimari bir unsuru olan beton kolonlar bu noktada bir harabe görselliği oluşturur. Sanat tarihindeki “Vanitas” türünün günümüze ait bir yorumudur. Bu “modern harabeler”, antik harabelere giden yolda ziyaretçiye şu mesajı fısıldar: Her medeniyet, bir gün yıkılabilir ve toprağa karışabilir.
Kolonlu yol sonrasında ve antik kent içerisinde belli bazı noktalarda
kullanıcı deneyimini zenginleştiren gölgelikler ve oturma birimleri yer
alır. Nysa kazı alanına varıldığında ise “Info Merkezi” ile karşılaşılır. Info Merkezi’nin kavramsal karşılığı heroes journey şemasındaki mentördür.
Nysa’ya varıldığında ise Tiyatro, Kütüphane ve Meclis gibi anıtsal yapılar, demir profillerden oluşturulmuş “wireframe” strüktürlerle tamamlanır. Nysa’nın renklerinden ilhamla boyanan bu hafif hayalet yapılar, geçmişi taklit etme iddiası taşımadan, yapıların orijinal görkemini ve doluluk-boşluk oranlarını ziyaretçiye hissettirme amacı taşır. Bu strüktürler, geçmiş ile bugünü birbirine bağlayan “glitch”lerdir.
İzler Ekseni
Başak Çimen, Elvin Tavşancıl, Irmak Döndüren

Nysa Antik Kenti’nin çok katmanlı topografyası, iki yakalı mekânsal örgüsü ve tarihsel belleği bu projenin çıkış noktasını oluşturur. Proje, Nysa’yı yalnızca korunması gereken bir arkeolojik alan olarak değil, aynı zamanda zamanın farklı katmanlarının birbirine temas edebildiği güçlü bir mekânsal süreklilik alanı ele alır. Bu yaklaşım, antik kentin tarihsel değerini merkeze alırken, bugünün kültürel üretimleriyle kurabileceği ilişkileri sınırlı, kontrollü ve mekâna saygılı bir çerçevede düşünmeyi önerir.
Bu nedenle öneri, antik kente dışarıdan bir kimlik dayatmayı değil; Nysa’nın zaten sahip olduğu doğal ritmi, ışık-gölge dağılımı, akustik çeşitliliği, vadi hattı ve mimari düğüm noktaları üzerinden var olan potansiyeli görünür kılmayı hedefler. Çağdaş sanat, burada mekânın üzerine eklenen bir gösteri katmanı değil; arkeolojik yoğunluğun bugünkü algıyla yeniden okunmasına imkân veren bir yorum dili olarak konumlanır. Böylece ziyaretçi, antik kenti yalnızca bilgi üzerinden değil, mekânsal deneyim üzerinden de yeniden kavrar. Proje bu yaklaşımı üç katmanlı bir modelle somutlaştırır.
Nysa’ya özgü site-specific çağdaş üretim programı, bu üretimi ve ziyaretçi dolaşımını boyunca destekleyen hafif mekânsal altyapı, ziyaretçiyi aktif bir gözlemci hâline getiren keşif-afiş ve ortak bellek sistemi. Bu üç katman birlikte çalıştığında, Nysa’nın tarihsel dokusu korunurken, mekânın bugüne deneyimi zenginleşir ve antik kent yaşayan bir kültürel okuma alanına dönüşür.
Zamanın Patinası
Atakan Keskin, Dila Ağüzüm, Zeynep Ateş

Tüm katılımcılarımızı tebrik ederiz!




